DOLAR 8,75400.21%
EURO 10,3906-0.29%
ALTIN 495,59-0,30
BITCOIN 3113050,36%
Denizli
29°

AÇIK

03:24

İMSAK'A KALAN SÜRE

  • Yeni Footer 1
  • Yeni Footer 1
  • Yeni Footer 1
  • Yeni Footer 1
  • Yeni Footer 1
  • Yeni Footer 1
  • Yeni Footer 1
X
Cumhurbaşkanı Erdoğan Şehircilik Şurası’nda Konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan Şehircilik Şurası’nda Konuştu

ABONE OL
08.11.2017 12:24
Cumhurbaşkanı Erdoğan Şehircilik Şurası’nda Konuştu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

8 Kasım Dünya Şehircilik Günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kutlandı. Şehircilik Şurası’na ev sahipliği yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şurada bir konuşma gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü’nde gerçekleştidiği konuşmanın satır başları şöyle;

Erdoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından şehircilikte yeni vizyon temasıyla toplanan ‘Şehircilik Şurası’ genel kurulunu ülke, millet ve şehirler için hayırlı olsun mesajı ile konuşmaya başladı. Erdoğan;” 27 Ocak’ta bu salonda şura çalışmalarının açılışını yapmıştık. Alınacak kararların sadece bugün için değil, gelecek içinde önemli olduğunu belirtmiştik. Aradan geçen zamandan 10 farklı kurum ve kuruluştan aralarında seçilen 33 kişi 4 ayrı komisyon halinde çalıştılar. Komisyonlar şehirlerimizde kimlik, kentsel dönüşüm, şehirleşme, göç ve uyum şehirleşmenin yeni vizyonunda yerel yönetimlerin rolü başlıkları altında çalıştılar. Sonuçta ortaya bugün ve yarın tartışmalarının yapılacağı birbirinden kıymetli raporlar çıktı.”dedi.

”İnsanoğlunun elindeki güç, güç zehirlenmesine dönüştü”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şura sırasında alınacak kararların, sonuç bilgirgesinin, bakanlık mensupları, şehircilik alanında faaliyet gösteren tüm kurum ve kuruluşlar için bir başvuru kaynağı olacağını belirti. Erdoğan;” Bu çalışmanın geleceğin şehirlerinin oluşumunda bir pusula vazifesi göreceğine inanıyorum. Hayatın hızla aktığı, sınırların anlamının değiştiği, ilişkilerin karmaşık olduğu dönem yaşıyoruz. Bu dönem ulaşımdan iletişime, alt yapıdan inşaat teknolojisine kadar bir çok imkan sunuyor. Mesela daha önce aylar sürecek yoluculukları birkaç saatte gerçekleştiriyoruz. Dünyanın bir ucundaki hadiseden anında haberdar oluyoruz. Yapı tekonolijinin ilerlemesi ile muazzam eserler inşaa ediyoruz. Bizden önceki nesillerin yaşanılmaz bulduğu yerler, şuan milyonlarca insanların yaşamını sürdürdüğü metropollere dönüştü. Modern yaşamla makina, çelik ve beton teknolojisi dünyayı inşaa etme, değiştirme ve biçimlendirme konusunda tahayyül edilemiyecek bir imkan sunuyor. İnsan oğlu bu gelişimin verdiği şımarıklıkla, kendisini yaşadığı çevrenin yegane hakimi olarak görmeye başladı. Modern insanın yaşadığı bu güç bir güç zehirlenmesine dönüştü. Bu da yabancılaşmayı getirdi. Bugün modern bireyin gözünde diğer varlıklar, rakipleri konumuna geldi. Tarhite böyle bir dönem yaşanmamıştır.”dedi.

Erdoğan dünyadaki yaşanan gelişmeleri bu anlayışın dışında değerlendirilemeyeceğini belirtti. Erdoğan;” Çarpık kentleşme , çevre kirliliği, sosyal buhranlar, yıkıcı rekabet hatta terör olayları ve savaşlar modern insanın tasavvurunda meydana gelen köklü değişikliğin birer tezahhürüdür. Bu değişimin en çok hissedildiği yerlerde şehirlerdi. Belediye Başkanlığı yapmış bir kardeşiniz olarak, İstanbul’un şehirleşmesinde İtalyan Mimar Baroncelli’nin 4.yy ve 6.yy’da İstanbul’a bakışında kaçak yapılaşma çevre sorunları değinmiş. 94’te İstabul Belediye Başkanı olduğumda İstanbul’da 640 bin gecekondu vardı. Görevi bıraktığımda gecekondu 110 bine düşmüştü. Bunlarla beraber o günden bugüne gecekondulaşma devam ediyor.”dedi.

“Şehirlerimize kendi ruhumuzdan üfleriz”

Bu tabi bir şehrin, az önce Sinan’ı dinledik. Şehrin mimaride ruhunu okumanın gönülle ilişkili olduğunu okuduk. Bu işin bir zihinsel yanının olduğu, gönülle ilişkisinin nasıl kurulduğunu okuduk. Çünkü şehirleri inşa ederken, onlara kendi ruhumuzdan da üfleriz, üflememiz gerekir.

Şehirler bu açıdan kurucularının, sakinlerinin, üzerinde daha önce yaşayanların adeta aynası gibidir. Hayata nasıl bakıyorsak dünyayı nasıl idrak ediyorsak, yaşadığımız şehirlere de öyle şekil veririz. Bu sebeple ecdadımız çok güzel bir ifadeyle, “Bir şehri aziz kılan, o şehrin sakinleridir, yaşayanlarıdır” derlerdi. Tasavvurumuz nasılsa, şehirlerin mimarisi de öyledir. Yahya Kemal’in tespitleriyle ifade edecek olursak, “Ecdad bir yere yerleşeceği zaman önce mescidini yapar, yanına hamamını kondurur yakında da mezarlığı seçerdi. Selvilerini diker, sonra bunların etrafına evlerini inşa ederdi. Böylece toprak imana gelirdi” diyor.

“Şehirlerimiz daha güzel olacak”

Dikkat edin yeşillik ararsanız nerede bulursunuz? Mezarlıkların olduğu yerde bulursunuz. Bunun dışında maalesef. Selvi, endamlı selvi nerede? Mezarlıklarda. İstanbul’da selviyi bulacaksak Karacaahmet Mezarlığı’nda bulursun, onun dışında bulamazsınız. Bu hale geldik. Bizim kültürümüzde şehirler işte böyle kurulurdu. Şehirlerin sultanı olan, bir semtini sevmenin dahi ömre bedel olduğu İstanbul da böyle bir şehirdir. Şehirlerin anası Kahire de böyleydi.

Şimdi önümde cami, mescit, onun önünde de dikkat edin kuşların evi var. acaba şu anda artık bu kuşlara ev yapmayı düşünen var mı? Böyle bir anlayış kaldı mı? Bu hassasiyet çok önemli. Ve o kuşlar nereye barınacağını, nerede yiyeceğini, içeceğini gayet iyi biliyordu. Bugünkü şehirlerimiz maalesef insan fıtratını değil, bireysel hırsları merkeze alan bir bakış açısıyla inşa ediliyor.

”Manhattan’da yaşanmaz”

İnsan bizzat kendi elinin ürünü olan şehirlerde, oradan oraya savrulup duruyor. Önce ihtişama, onca şatafata rağmen, dünyadaki metropollerin insanı ürkütmesinin, adeta bir değirmen gibi öğütmesinin sebebi budur. Bazen böyle sohbet edersiniz. “Amerika’nın Manhattan’ı var” Tamam da Manhattan’ın nesi var? Ruh yok ruh. Girdiğiniz zaman yazın aydınlık günlerinde girdiğinizde bir karanlık dünyaya girersiniz. Halbuki güneşten nasibini almak önemli değil mi? ama orada onu bulamazsınız. Tamamen karanlık bir dünyayı orada görürsünüz. Onun için de paralı olanı zaten Manhattan’da yaşamaz, onlar çok daha New York’un kenarlarında yaşamayı tercih ederler.

“Kadim şehirlerimiz Göçe rağmen ayakta kalıyor”

Her şeye rağmen Allah’a hamdolsun. Bizim bir çok açıdan iyi bir konumda olduğumuzu söyleyebiliriz. Üzerinde oturduğumuz tarihi birikim, tüm hoyratlığımıza rağmen hala canlıdır. Şairlere imhal olmuş, masallara mekan olmuş şehirlerimiz var. Her biri adeta açık hava müzesini andıran kadim şehirlerimiz, aşırı göçe işgale rağmen ayakta kalmayı sürdürüyor.

Son 15 yılda, ülkemizdeki 81 vilayetin birikmiş sorunlarının çözümü noktasında tarihi nitelikli adımlar attık. 1950’lerden bu yana başlayan düzensiz göç, çarpık kentleşme, hazine arazilerin işgali gibi sorunları önemli oranda ortadan kaldırdık. Artan araç sayısına rağmen, trafik sorununu büyük ölçüde azalttık. Ancak böylesine köklü sorunları kısa sürede çözümü kolay olmuyor.

Hatırlayınız, İstanbul Belediyesi’ni devraldığımızda şehrin gündeminde patlayan çöplükler, akmayan sular, kokudan yaklaşılamayan Haliç ve getirilemeyen daha nice hizmetler vardı. İstanbul ve Ankara’da şairin ifadesiyle üzerine usul usul karbon monoksit yağan, kışın nefes dahi alınamayan bir şehir durumundaydı.

Geçtiğimiz 15 yılda tüm bu sıkıntıları büyük ölçüde hal yoluna koyduk. Şehirlerimizin dönüşümünde, bunu sağlarken TOKİ’nin öncülüğünde ortaya çıkan konutu, okulu, çevre düzeni ve tüm altyapısıyla kendi kendine yeterli birimlerin çok önemli katkısı olmuştur.

“805 bin konut tamamladık”

Milyarlarca fidan ve ağaç dikimini gerçekleştirdik. Daha da iyi olacak. Bunları kontrollü bir şekilde sürdürüyoruz. TOKİ vasıtasıyla 805 bin konutu tamamlayarak teslim ettik. Bu rakamın 355 binini dar ve orta gelir grubuna ürettiğimiz konutlar oluşturuyor. Buna rağmen zaman zaman TOKİ’yi eleştirenlere de rastlıyoruz.

TOKİ projeleriyle, mahalle kültürü yok oluyormuş, binalar çok yüksekmiş… Bunları söyleyenlerin milletten de haberi yok. Derdimiz nedir TOKİ’yle? Gecekondulaşmayı ortadan kaldırarak, onların olduğu bölgelerdeki kentsel dönüşümü gerçekleştiriyor.

Türkiye’de dünün ihtiyacı, konut üretip milletin talebine cevap vermekti. İşte TOKİ bunu yaptı. Özellikle mahalle projesi teklifi yapanlara, hak veriyorum. TOKİ’nin de bu istikamette çalışmalar geliştirdiğini biliyorum. Bugünkü ihtiyacımız da neyse TOKİ ona yönelecektir. Türkiye’nin 80 milyon kendi vatandaşı, 4 milyon misafirleri, 6 milyonu aşkın yurtdışı insan gücüyle nasıl büyük bir ülke olduğunu göremeyenlerin, ufuksuzluğundan da bıktık, usandık.

“Bugüne kadar ne yaptılar”

Yol yaparsınız, baraj yaparsınız, metro yaparsınız karşınızda hep bu çeteyi bulursunuz. İstanbul’da AKM’nin projesini takdim edersiniz, ertesi gün mimarlar odası müracaatta bulunuyor. Ne yaptınız ya bugüne kadar onu söyleyin. Biliniz ki inşallah 2019 Atatürk Kültür Merkezi’nin bittiği yıl olacaktır. İstediğiniz kadar çırpının, yatın. Ne yaparsanız yapın. Böyle yapa yapa 10 yılımızı yediniz. Artık daha size tahammül yok. Bedeli neyse biz bunu yapacağız.

“Türkiye’de Başka yok”

Sırça köşklerinden bize ahkam kesenlerin asıl derdi, büyükşehirlerin kurtarılmış bölge olarak gördükleri belli muhitlerin sadece kendilerine ait olmaktan çıkmasıdır. Halkçılığı kimseye bırakmayanlar, milletle aynı meydanları paylaşmayı içlerine sindiremiyorlar. Şu gördüğünüz binadan başka, Türkiye’nin bir başka opera binası yoktur. Bu da yarı opera binasıdır. Acaba niye yapılmadı? Niye yapmadınız? İşte biz burayı yaptık. Külliyeyi yaptık, ona saldırdılar. Yok kaçak dediler, şu dediler. Danıştay’a varıncaya kadar kararlarını verdi. Oraya gitmeyeceğiz dediler, sonra da geldiler. E niye geldiniz? Hoşgeldiniz. Buralar benim şahsım için yapılan yerler değil ki ya. Buralar milletin evi, biz bugün varız, yarın yokuz.

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz. Künye